Modern dünya, mekânı sadece bir koordinat düzlemi ya da ikamet adresi olarak kodlamaya çalışırken "ev" kavramının ontolojik derinliğini gözden kaçırmaktadır. Ev, dört duvarın çevrelediği bir barınak olmanın ötesinde, insanın dünyadaki yerini anlamlandırdığı, kendi varoluşsal ritmini kurduğu bir "merkez"dir. Küreselleşmenin getirdiği akışkanlık ve sürekli yer değiştirme hali, bireyi her yerde ama aynı zamanda hiçbir yerde kılmaktadır. Bu "yersiz yurtsuzlaşma", sadece fiziksel bir göçü değil, insanın anlam dünyasındaki köksüzleşmeyi de temsil eder. Zira bir yere ait olmak, oranın hafızasına ortak olmak ve o hafızayı geleceğe taşıma sorumluluğunu üstlenmektir. Bu sorumluluktan kaçan modern özne, dünyayı bir otel odası gibi deneyimlemeye başladığında, sığınacak bir "anlam kalesi" inşa etme yetisini de yitirmektedir. Dolayısıyla gerçek bir "yurt", ancak insanın kendi iç dünyasıyla dış dünya arasında kurduğu o kopmaz bağ ile mümkün olabilir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
- AKüreselleşmenin getirdiği hız ve devinim, bireyin fiziksel barınma ihtiyacını nitelikli bir şekilde karşılamasını engellemektedir.
- BModern insanın mekânla kurduğu ilişki, aidiyet duygusundan yoksun, geçici ve yüzeysel bir nitelik kazanmıştır.
- Gerçek bir yurt edinme süreci, mekânın fiziksel sınırlarından ziyade o yerin hafızasına ortak olmayı ve varoluşsal bir anlam bağı kurmayı gerektirir.Answer
- DBireyin anlam dünyasındaki köksüzleşme sorunu, ancak geleneksel yaşam biçimlerine ve yerleşik düzene geri dönülmesiyle aşılabilir.
- EYerleşik hayatın sunduğu güven duygusu, modern dünyadaki belirsizliklerin aşılmasında en temel yapı taşıdır.