Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 questions

Question 261Question

Atatürk Dönemi dış politikası; 192319301923-1930 yılları arasında daha çok Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan sorunların tasfiyesine odaklanırken, 193019391930-1939 yılları arasında yaklaşan II. Dünya Savaşı tehdidine karşı barışçı bir statüko kurma ve kolektif güvenlik önlemleri alma amacı taşımıştır.

Buna göre, aşağıdaki dış politika olaylarından hangisi, izlenen temel amaç ve dönem bakımından diğerlerinden farklı bir kategori içerisinde yer almaktadır?

Show answer & explanation

Answer: Balkan Antantı'nın imzalanarak sınır güvenliğinin sağlanması

Answer

Balkan Antantı'nın imzalanması, diğer seçeneklerdeki 'Lozan'dan kalan sorunların çözümü' odaklı ilk dönem gelişmelerinden farklı olarak, 'uluslararası barış ve güvenlik' odaklı ikinci dönem gelişmesidir.
Balkan Antantı'nın imzalanması seçeneği doğrudur çünkü bu gelişme 19341934 yılında, Avrupa'da yükselen yayılmacı tehditlere (İtalya ve Almanya) karşı 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesi doğrultusunda bölgesel güvenliği sağlama amacıyla yapılmıştır. Diğer tüm seçenekler ise 192319301923-1930 yılları arasında Lozan'dan kalan ikili sorunların (tasfiye süreci) çözülmesine yöneliktir.

Step-by-Step Solution

1
Dış politika olaylarını kronolojik ve tematik olarak sınıflandırın.
Yabancı Okullar (1925261925-26), Dış Borçlar (19281928), Musul (19261926) ve Mübadele (19301930 öncesi) 'sorun çözme' odaklıdır; Balkan Antantı (19341934) ise 'güvenlik paktı' odaklıdır.
Atatürk dönemi dış politikası 19301930 eşiğiyle iki farklı stratejik döneme ayrılır.
2
Seçeneklerdeki olayların temel amacını belirleyin.
Balkan Antantı dışındaki tüm olaylar Lozan'dan sarkan ikili ihtilafları gidermeye yöneliktir.
19301930 sonrası politika, statükocu (mevcut durumu koruyan) ve kolektif güvenliğe dayalıdır.

Key Concept

Atatürk Dönemi Dış Politika Dönemleri (Tasfiye Dönemi vs. Güvenlik Paktları Dönemi)

Hints

1
Soruda bahsedilen ikinci dönem (193019391930-1939), Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girdiği ve bölgesel ittifaklara öncelik verdiği dönemdir.

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın hangi ülkeler arasında imzalandığını ve Türkiye'nin hangi sınırlarını korumaya yönelik olduğunu gözden geçirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 262Question

Atatürk dönemi Türk dış politikası, izlenen öncelikler bakımından 1923-1932 ve 1932-1939 yılları olmak üzere iki ana safhaya ayrılmaktadır. Birinci dönemde temel amaç Lozan Antlaşması'ndan kalan sorunları çözmek ve tam bağımsızlığı pekiştirmek iken, 1932'den itibaren Türkiye'nin dış politika anlayışında yeni bir yönelim başlamıştır.

Buna göre, 1932-1939 yılları arasını kapsayan ikinci dönemin temel dış politika yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Kolektif güvenlik ve dünya barışına aktif katılım sağlamak

Answer

Kolektif güvenlik ve dünya barışına aktif katılım sağlamak
Doğru cevap olan 'Kolektif güvenlik ve dünya barışına aktif katılım sağlamak', 1932 sonrası dönemin karakterini en iyi yansıtan ifadedir. Türkiye bu dönemde dünya barışını tehdit eden revizyonist devletlere karşı diğer barışsever ülkelerle iş birliği yapmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Dönem ayrımını yapınız.
1923-1932 arası Lozan'dan kalan sorunların tasfiyesi; 1932-1939 arası ise barışı koruma dönemidir.
Dış politikanın tarihsel gelişimini anlamak için dönüm noktalarını belirlemek gerekir.
2
1932 yılının önemini belirleyiniz.
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) katılması.
Bu katılım, Türkiye'nin 'yalnızlık' politikasından 'kolektif güvenlik' politikasına geçtiğinin göstergesidir.
3
İkinci dönemin temel faaliyetlerini analiz ediniz.
Balkan Antantı, Sadabat Paktı ve Montrö gibi girişimler.
Bu girişimlerin ortak amacı bölge ve dünya barışını korumaktır.

Key Concept

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Dönemleri

Hints

1
Türkiye'nin 1932 yılında hangi uluslararası örgüte üye olduğunu hatırlayın.
2
Balkan Antantı ve Sadabat Paktı gibi oluşumların hangi amaçla kurulduğunu düşünün.
3
1930'lu yıllarda Almanya ve İtalya'nın tehditkar politikalarına karşı Türkiye'nin 'barışı koruma' çabasına odaklanın.

Practice More

Türkiye'nin 1932-1939 yılları arasında imzaladığı bölgesel paktları (Balkan Antantı ve Sadabat Paktı) kurucu üyeleriyle birlikte tekrar edin.
Estimated Time:45s
Question 263Question

Türkiye ile Fransa arasında yaşanan Hatay Sorunu'nun çözümü amacıyla Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli temsilci tarafından hazırlanan ve bölgenin iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı bir "ayrı varlık" olarak kabul edilmesini sağlayan rapor aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Sandler Raporu

Answer

Sandler Raporu
Sandler Raporu, Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen ve Hatay'ın Suriye'den ayrı bir statüye (ayrı varlık) kavuşmasını sağlayan belgedir. Bu rapor, Hatay'ın anavatana katılması sürecindeki en kritik diplomatik başarıdır.

Step-by-Step Solution

1
Sorunun konusunu belirle.
Konu Hatay Sorunu ve bu sorunun Milletler Cemiyeti'ndeki çözüm sürecidir.
Soru kökünde Fransa ile yaşanan kriz ve cemiyetin görevlendirdiği temsilciden bahsedilmektedir.
2
Uluslararası raporları ve belgeleri karşılaştır.
Sandler Raporu Hatay ile, Brüksel Hattı ve Haliç Konferansı Musul ile, Montrö ise Boğazlar ile ilişkilidir.
Dış politikadaki her sorunun kendine özgü çözüm belgeleri ve dönüm noktaları vardır.
3
Doğru eşleştirmeyi yap.
Hatay'ın "ayrı bir varlık" (entite distincte) olarak tanımlandığı belge Sandler Raporu'dur.
İsveçli temsilci Sandler tarafından hazırlanan bu rapor, Hatay Cumhuriyeti'nin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Key Concept

Hatay'ın Bağımsızlık Süreci ve Sandler Raporu

Hints

1
Bu rapor, Hatay'ın anavatana katılmasından önce bağımsız bir devlet olmasına giden yolu açmıştır.
2
Belgeye adını veren raportör, Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilmiş bir İsveç temsilcisidir.
3
Raporun en önemli ifadesi, Hatay'ın (Sancak) Suriye'den ayrı bir statüye sahip bir 'ayrı varlık' olarak tanınmasıdır.

Practice More

Hatay Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanı ve başbakanını hatırlayarak süreci pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 264Question

Türkiye Cumhuriyeti, 19241924 yılında çıkardığı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 19251925 yılındaki eğitim yönetmelikleriyle yabancı okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından ve Türkçe olarak okutulmasını zorunlu kılmıştır. Fransa’nın bu kararları "Lozan hükümlerine aykırılık" iddiasıyla uluslararası bir komisyona taşıma girişimleri karşısında Türkiye, bu okulların Türk kanunlarına tabi olduğunu ve meselenin bir iç egemenlik konusu olduğunu vurgulayarak her türlü dış müdahaleyi reddetmiştir.

Türkiye'nin bu süreçteki kararlı duruşu ve hukuki dayanakları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu politikanın bir gerekçesi veya sonucu olarak değerlendirilemez?

Show answer & explanation

Answer: 19211921 Ankara Antlaşması ile Fransız okullarına tanınan kültürel imtiyazların genişletilerek sürdürülmesi

Answer

19211921 Ankara Antlaşması ile Fransız okullarına tanınan kültürel imtiyazların genişletilerek sürdürülmesi seçeneği, Türkiye'nin egemenlik anlayışına ve izlediği eğitim politikasına tamamen aykırıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, yabancı okullar meselesini bağımsızlık ve egemenlik meselesi olarak görmüştür. Bu nedenle, geçmişten gelen veya diğer antlaşmalarda ima edilen kültürel özerklik ya da imtiyazları genişletmek yerine, bu okulları tamamen Türk hukuk sistemine entegre etmeyi hedeflemiştir. 19211921 Ankara Antlaşması bir sınır ve barış antlaşmasıdır ve Türkiye'nin 19251925 yılındaki eğitim hamlesi bu antlaşmanın bir devamı değil, Lozan sonrası ulusal egemenliğin pekiştirilmesidir.

Step-by-Step Solution

1
Dönemin temel kanunlarını analiz etme
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (19241924) ile eğitimde birlik sağlanmış ve tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.
Yabancı okulların denetimi için hukuki bir zemin oluşturulması gerekir.
2
Lozan Antlaşması hükümlerini değerlendirme
Lozan'da yabancı okulların Türk kanun ve yönetmeliklerine uyacağı maddesi kabul edilmiştir.
Uluslararası alanda Türkiye'nin haklılığını kanıtlamak için bu dayanak önemlidir.
3
19211921 Ankara Antlaşması ile olan ilişkiyi sorgulama
19211921 Ankara Antlaşması, Sakarya Savaşı sonrası Fransa ile yapılan ve savaşı bitiren bir sınır antlaşmasıdır; eğitimde imtiyaz genişletme amacı taşımaz.
Yabancı okullar sorunu bir iç mesele olarak görülmüş ve hiçbir dış antlaşma ile taviz verilmemiştir.

Key Concept

Milli Egemenlik ve Eğitimde Tam Bağımsızlık

Hints

1
Türkiye'nin yabancı okullar konusundaki hukuki dayanaklarını (Lozan ve Tevhid-i Tedrisat) hatırlayın.
2
19211921 Ankara Antlaşması'nın temel konusunu (Suriye sınırı ve savaşın sona ermesi) düşünün.
3
Yeni Türk Devleti'nin eğitimde imtiyazlara ve özerkliğe karşı tavizsiz tutumunu analiz edin.

Practice More

Lozan Antlaşması'nda çözülemeyip sonradan Türkiye lehine sonuçlanan diğer dış politika konularını (örneğin Boğazlar veya Hatay) inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 265Question

Cumhuriyet Dönemi dış politikasında Misak-ı Milli'den taviz verilmesine neden olan Musul Sorunu, 19261926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur. Bu antlaşmanın içeriği ve sonuçları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye, Musul üzerindeki haklarından vazgeçmesi karşılığında bölge petrol gelirlerinden 2525 yıl süreyle %10\%10 pay alma hakkı elde etmiştir.

Answer

Türkiye'nin Musul üzerindeki haklarından feragat etmesi karşılığında petrol gelirlerinden 2525 yıl boyunca %10\%10 pay almasını öngören ifade doğrudur.
Türkiye, içte çıkan Şeyh Sait İsyanı ve dıştaki diplomatik baskılar nedeniyle Musul'un Irak'a bırakılmasını kabul etmiş, ancak ekonomik haklarını korumak amacıyla petrol gelirlerinden pay alma maddesini antlaşmaya ekletmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Soruda bahsi geçen antlaşmanın tarihini ve taraflarını analiz etme
19261926 Ankara Antlaşması, Türkiye ile İngiltere (Irak mandası adına) arasında imzalanmıştır.
Antlaşmanın muhatabını belirlemek, yanlış dönem ve devletle (örn. 19211921 Fransa) karıştırılmasını önler.
2
Antlaşmanın temel maddelerini ve toprak paylaşımını değerlendirme
Musul ve Kerkük Irak'a bırakılmış, bugünkü Türkiye-Irak sınırı büyük ölçüde çizilmiştir.
Toprak kaybının (Misak-ı Milli tavizi) kabul edildiğini doğrulamak gerekir.
3
Antlaşmadaki ekonomik telafi mekanizmasını kontrol etme
Türkiye'ye bölge petrollerinden %10\%10 pay verilmesi (2525 yıl süreli) kararlaştırılmıştır.
Türkiye'nin diplomatik geri adımını ekonomik bir kazanımla dengeleme çabasını anlamak sorunun çözüm anahtarıdır.

Key Concept

1926 Ankara Antlaşması'nın Hükümleri ve Misak-ı Milli Tavizi

Hints

1
Türkiye'nin bu antlaşma ile petrol gelirlerinden bir pay aldığını ve bunun bir süreyle sınırlandırıldığını unutmayın.

Practice More

1921 Ankara Antlaşması (Fransa) ile 1926 Ankara Antlaşması (İngiltere) arasındaki farkları bir tablo üzerinden çalışmak kronolojik hataları önleyecektir.
Estimated Time:1m 0s
Question 266Question

1936'da Fransa'nın Suriye'den çekilmesiyle başlayan süreçte Türkiye'nin girişimiyle Milletler Cemiyeti'ne taşınan Hatay Meselesi'nde; Cemiyet tarafından görevlendirilen temsilcinin hazırladığı rapor doğrultusunda 1937'de kabul edilen ve bölgenin Suriye'den ayrı bir siyasi birim (entiteentite distinctedistincte) olarak tanınmasını sağlayan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Sandler Raporu ve Hatay Statüsü

Answer

Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Sandler Raporu ve Hatay Statüsü, bölgenin Suriye'den ayrılmasını sağlayan temel hukuki belgedir.
Hatay Sorunu'nun çözümünde Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen raportör Sandler'in hazırladığı ve 1937'de kabul edilen Hatay Statüsü, bölgenin Suriye'den ayrı bir siyasi yapı kazanmasını sağlayarak anavatana katılım sürecindeki en kritik diplomatik ve hukuki aşamayı oluşturmuştur.

Step-by-Step Solution

1
Fransa'nın 1936'da Suriye'den çekilme kararını değerlendir.
Fransa'nın çekilmesiyle Hatay'ın Suriye'ye bırakılma tehlikesi ortaya çıktı ve Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıdı.
Misak-ı Milli sınırları içindeki Hatay'ın güvenliğini ve haklarını korumak.
2
Milletler Cemiyeti'nin atadığı raportörün çalışmalarını incele.
İsveçli temsilci Sandler, bölgenin çoğunluğunun Türk olduğunu ve ayrı bir statüye sahip olması gerektiğini belirten bir rapor sundu.
Bölgedeki nüfus yapısı ve diplomatik dengeleri gözeterek hukuki bir zemin oluşturmak.
3
1937 yılında kabul edilen Hatay Statüsü'nün sonucunu belirle.
Hatay'ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Suriye'ye bağlı, kendine özgü bir anayasaya sahip 'ayrı bir varlık' (entiteentite distinctedistincte) olması kararlaştırıldı.
Bu statü, Hatay'ın 1938'de bağımsız bir cumhuriyet olmasına ve 1939'da Türkiye'ye katılmasına giden yolu açmıştır.

Key Concept

Hatay'ın bağımsızlık ve anavatana katılım sürecindeki diplomatik aşamalar.

Hints

1
Sorun, Milletler Cemiyeti'nin görevlendirdiği bir raportörün ismiyle anılan raporla çözülmeye başlamıştır.
2
Bu rapor doğrultusunda Hatay için 'ayrı bir birim' anlamına gelen 'entiteentite distinctedistincte' ifadesi kullanılmıştır.
3
İsveçli temsilci Sandler tarafından hazırlanan bu rapor, Hatay'ın bağımsız bir cumhuriyet olmasının hukuki dayanağıdır.

Practice More

Hatay Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı (Tayfur Sökmen) ve Başbakanı (Abdurrahman Melek) bilgilerini tekrar ederek süreci pekiştirebilirsiniz.

Alternative Method

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir: Montrö (Boğazlar), 1926 Ankara (Musul) ve Haliç Konferansı (Musul) gibi diğer dış politika konuları elendiğinde Hatay'a özgü olan statü belirginleşir.
Estimated Time:50s
Question 267Question

19301930’lu yılların başında Avrupa’da yükselen revizyonist (yayılmacı) hareketler, Balkan coğrafyasında statükoyu (mevcut durumu) koruma çabalarını hızlandırmıştır. Bu doğrultuda 99 Şubat 19341934’te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalanmıştır.

Buna göre, paktın kurulduğu coğrafyada yer almasına rağmen Bulgaristan’ın bu oluşuma katılmamasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: II. Dünya Savaşı sonunda imzalanan Neuilly (Nöyyi) Antlaşması ile kaybettiği toprakları geri alma düşüncesi

Answer

Bulgaristan'ın paktın dışında kalmasının temel nedeni, Neuilly (Nöyyi) Antlaşması ile kaybettiği toprakları geri alma isteği ve revizyonist bir politika izlemesidir.
Balkan Antantı, üye devletlerin sınırlarını karşılıklı olarak garanti altına alan statükocu bir pakttır. Bulgaristan ise II. Dünya Savaşı sonunda imzaladığı Neuilly Antlaşması'nın getirdiği sınırları kabul etmeyen ve kaybettiği toprakları geri alarak sınırlarını genişletmek isteyen (revizyonist) bir politika izlediği için bu pakta katılmamıştır.

Step-by-Step Solution

1
Paktın Amacını Belirleme
Balkan Antantı'nın temel amacı, üye ülkelerin sınırlarını karşılıklı olarak güvence altına almak ve mevcut durumu (statükoyu) korumaktır.
Üye ülkeler (Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) sınırlarını korumaya çalışan devletlerdir.
2
Katılmayan Devletlerin Politikasını İnceleme
Bulgaristan, Balkanlar'da sınırlarını genişletmek isteyen 'revizyonist' bir devlettir.
Sınırlarını genişletmek isteyen bir devlet, mevcut sınırları donduran ve koruyan bir güvenlik anlaşmasına imza atmaz.
3
Tarihsel Dayanağı Bulma
Bulgaristan, II. Dünya Savaşı sonundaki Neuilly Antlaşması ile kaybettiği Ege Denizi'ne çıkış koridoru ve Dobruca gibi toprakları geri almayı hedeflemektedir.
Bu hedef, paktın 'mevcut sınırları koruma' ilkesiyle doğrudan çelişmektedir.

Key Concept

Statükocu vs. Revizyonist Politika Ayrımı

Hints

1
Balkan Antantı'na katılan devletlerin (TAYYAR) ortak özelliği mevcut sınırlarını korumak istemeleridir.
2
Sınırlarını genişletmek ve eski topraklarını geri almak isteyen bir devlet, statükoyu koruyan bir oluşuma neden karşı çıkar?
3
Bulgaristan'ın II. Dünya Savaşı sonunda imzaladığı Neuilly (Nöyyi) Antlaşması'na karşı duyduğu memnuniyetsizliği hatırlayın.

Practice More

Balkan Antantı'na üye devletleri 'TAYYAR' (Türkiye, Arnavutluk -Hariç-, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) kodlamasıyla hatırlayabilirsiniz. Benzer bir bölgesel pakt olan Sadabat Paktı'nın üyelerini de inceleyiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 268Question

Türkiye Cumhuriyeti, 19201920’li yıllarda Musul Meselesi’ndeki taraflı tutumu nedeniyle mesafeli durduğu Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam), 19301930’lu yılların başında değişen dünya dengeleri ve barışçı dış politika anlayışı doğrultusunda katılma kararı almıştır. Bu üyelik süreci, cemiyet tüzüğündeki genel kuralların aksine Türkiye'nin başvurusuyla değil, İspanya ve Yunanistan'ın sunduğu karar tasarısının genel kurulda kabul edilmesiyle gerçekleşen özel bir davet sonucunda tamamlanmıştır.

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine resmen üye olduğu tarih aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 19321932

Answer

Türkiye, Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) İspanya ve Yunanistan'ın davetiyle 19321932 yılında üye olmuştur.
Doğru cevap olan 19321932 yılı, Türkiye'nin 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi çerçevesinde dünya barışına katkıda bulunmak için Milletler Cemiyetine katıldığı yıldır. Bu katılımın en özgün yanı, Türkiye'nin bir başvuru dilekçesi vermeyip, İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle cemiyet tarafından özel olarak davet edilmesidir.

Step-by-Step Solution

1
Dış politikanın dönemini belirleme
Soru 19301930’lu yılların başındaki uluslararası örgütlenme sürecine odaklanmaktadır.
Türkiye'nin Musul sorunu sonrası (1926) barışçıl diplomasiye ağırlık vermesi kronolojik bir eşiktir.
2
Özel prosedürü hatırlama
Türkiye'nin başvuru yapmadan, davet yoluyla cemiyete giren tek devlet olduğu bilgisi hatırlanır.
Bu bilgi, Türkiye'nin uluslararası alandaki prestijini ve barışçı kimliğini kanıtlar.
3
Yılı kesinleştirme
Cemiyet üyeliği için 19321932 tarihi seçilir.
19321932 yılı Türkiye'nin dünyadaki saygınlığının arttığı ve Cenevre'de cemiyete kabul edildiği yıldır.

Key Concept

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine Girişi (1932)

Hints

1
Türkiye'nin Musul Meselesi'ndeki olumsuz karardan sonra cemiyete karşı mesafeli durduğunu ancak 19301930'larda bu durumun değiştiğini düşünün.
2
Türkiye'nin davet edilmesi süreci, Balkan Antantı'ndan (19341934) önce gerçekleşmiştir.
3
Cevap, Türkiye'nin dünyadaki prestijinin tescillendiği 19321932 yılıdır.

Practice More

Türkiye'nin Milletler Cemiyetindeki ilk temsilcisinin Cemal Hüsnü Taray olduğunu öğrenerek bilginizi pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 269Question

Lozan Konferansı’nda çözüme kavuşturulamayan Musul Sorunu, 1924-1926 yılları arasında Türk dış politikasının en önemli gündem maddesi olmuştur. Türkiye, Milletler Cemiyeti Meclisinin bu konuda bir "hakem" gibi karar verme yetkisi olmadığını savunarak konuyu Lahey Adalet Divanı'na taşımıştır. Ancak hem uluslararası hukuk platformundaki gelişmeler hem de Türkiye'nin o dönemde karşılaştığı iç siyasi krizler süreci Ankara Antlaşması'na götürmüştür.

Buna göre, 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile Musul üzerindeki haklardan feragat edilmesinde etkili olan temel faktörler aşağıdakilerin hangisinde bir arada verilmiştir?

Show answer & explanation

Answer: Lahey Adalet Divanı'nın Milletler Cemiyeti kararını bağlayıcı bulması ve Şeyh Sait İsyanı'nın askeri müdahale seçeneğini zayıflatması

Answer

Lahey Adalet Divanı'nın Milletler Cemiyeti kararını bağlayıcı bulması ve Şeyh Sait İsyanı'nın askeri müdahale seçeneğini zayıflatması
Doğru seçenek, Musul Sorunu'nun Türkiye aleyhine sonuçlanmasındaki temel iki dinamiği (Lahey Adalet Divanı'nın hukuki mütalaası ve Şeyh Sait İsyanı'nın yarattığı askeri kısıtlılık) tam olarak yansıtmaktadır. Türkiye, Milletler Cemiyeti'nin bağlayıcı karar yetkisini kabul etmek zorunda kalmış ve iç isyan nedeniyle askeri seçeneği kullanamamıştır.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası hukuk boyutunu değerlendir.
Türkiye'nin yetki itirazına rağmen Lahey Adalet Divanı, Milletler Cemiyeti Meclisinin Musul konusundaki kararının 'kesin ve bağlayıcı' olduğuna hükmetti.
Bu durum Türkiye'nin diplomatik argümanlarını zayıflatmış ve uluslararası platformda yalnız kalmasına yol açmıştır.
2
İç siyasi gelişmeleri analiz et.
19251925 yılında çıkan Şeyh Sait İsyanı, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm enerjisini ve ordusunu iç güvenliğe yönlendirmesine neden oldu.
İçeride büyük bir isyanla uğraşan Türkiye'nin, aynı zamanda İngiltere gibi bir güçle Musul için savaşa girme ihtimali ortadan kalkmıştır.
3
Sonucu belirle.
Dışarıda hukuki engel, içeride ise askeri ve siyasi kriz nedeniyle Türkiye, Musul'dan feragat etmek zorunda kalmış ve 19261926 Ankara Antlaşması'nı imzalamıştır.
Bu faktörler birleşerek Türkiye'yi Misak-ı Milli'den bir taviz daha vermeye mecbur bırakmıştır.

Key Concept

Musul Sorunu'nun çözümünde etkili olan iç ve dış faktörlerin eşgüdümü

Hints

1
Türkiye'nin bu sorunu çözmek için sadece diplomatik değil, askeri hazırlık da yaptığını ancak içeride çıkan büyük bir isyanın bu planları bozduğunu hatırla.
2
Milletler Cemiyeti Meclisi'nin taraflar arasındaki uyuşmazlığı bir 'hakem' sıfatıyla çözüp çözemeyeceği konusundaki tartışmanın hangi uluslararası mahkemeye taşındığını düşün.
3
Şeyh Sait İsyanı'nın ordunun gücünü bölmesi ve Lahey Adalet Divanı'nın cemiyetin kararlarını bağlayıcı bulması, Türkiye'yi Ankara Antlaşması'na zorlayan iki ana sebeptir.

Practice More

Musul Sorunu'nun Misak-ı Milli'den verilen hangi tavizlerden biri olduğunu ve bu tavizin Lozan'da mı yoksa sonrasında mı verildiğini tekrar et.
Estimated Time:2m 0s
Question 270Question

19301930’lu yılların ortalarından itibaren İtalya’nın Habeşistan’a saldırması ve Orta Doğu’da yayılmacı bir politika izlemesi üzerine Türkiye’nin öncülüğünde bölgesel güvenliği sağlamak amacıyla 19371937 yılında Sadabat Paktı imzalanmıştır. Sadabat Paktı’nın kapsamı, amaçları ve katılımcıları göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu pakt ile ilgili *yanlış* bir bilgidir?

Show answer & explanation

Answer: Bu paktın imzalanmasıyla Türkiye’nin batı sınırları ve Balkan coğrafyasındaki statüko uluslararası garanti altına alınmıştır.

Answer

Türkiye'nin batı sınırlarının güvenliğinin sağlanması Sadabat Paktı'nın değil, Balkan Antantı'nın bir sonucudur.
Seçeneklerde belirtilen 'batı sınırlarının güvenliğinin sağlanması' ifadesi, 19341934 yılında imzalanan Balkan Antantı'na ait bir özelliktir. Sadabat Paktı (19371937) ise Türkiye'nin doğu sınırlarını ve Orta Doğu'daki güvenliğini sağlamaya yönelik bir girişimdir.

Step-by-Step Solution

1
Tehdit Analizi
İtalya'nın 19351935'de Habeşistan'ı işgali Orta Doğu'da güvenlik endişesi yarattı.
Paktın ortaya çıkış nedenini anlamak için dönemin konjonktürünü bilmek gerekir.
2
Katılımcı ve Yer Tespiti
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan 19371937'de Tahran'da (Sadabat Sarayı) toplandı.
Üye devletleri ve merkezin neresi olduğunu belirlemek seçenekleri elemeyi sağlar.
3
Sınır Güvenliği Ayrımı
Sadabat Paktı doğu sınırlarını, Balkan Antantı ise batı sınırlarını koruma amacı taşır.
Türkiye'nin çok taraflı paktlarındaki yön farkını ayırt etmek sorunun çözüm anahtarıdır.

Key Concept

Sadabat Paktı (Doğu Sınırları Güvenliği)

Hints

1
Türkiye'nin doğu ve batı sınırlarını korumak için farklı tarihlerde iki ayrı pakt kurduğunu hatırla.
2
Sadabat Paktı üyesi ülkelerin (İran, Irak, Afganistan) coğrafi konumlarını düşün; bu ülkeler Türkiye'nin hangi yönündedir?
3
Paktın batı sınırlarını koruduğunu söyleyen seçenek, Balkan Antantı ile bir karışıklık içermektedir.

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı üyelerini karşılaştıran bir tablo hazırlayarak Suriye ve Mısır'ın neden her ikisinde de olmadığını araştırabilirsiniz.

Alternative Method

Üye ülkeleri (TİİA - Türkiye, İran, Irak, Afganistan) baş harflerinden kodlayarak coğrafi yönlerini belirlemek, batı-doğu ayrımını yapmayı kolaylaştırır.
Estimated Time:1m 15s
Question 271Question

Atatürk Dönemi'nde İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı 19341934 yılında kurulan Balkan Antantı ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye'nin batı sınırlarını güvence altına almıştır.

Answer

Balkan Antantı, Türkiye'nin batı sınırlarını güvence altına almıştır.
Balkan Antantı, 19301930'lu yıllarda Avrupa'da tırmanan savaş tehlikesine karşı Türkiye'nin batı sınırlarını güvence altına almak için imzalanan en önemli bölgesel ittifaktır.

Step-by-Step Solution

1
Balkan Antantı'nın amacı ve katılımcılarını hatırla.
Antant, 19341934'te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (TAYYAR) arasında imzalanmıştır.
Bu ülkeler, İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı sınırlarını korumayı hedeflemiştir.
2
Seçeneklerdeki bilgileri doğruluk bakımından kontrol et.
Bulgaristan ve Arnavutluk'un üye olmadığı, antantın Sadabat Paktı'ndan önce kurulduğu belirlenir.
Bulgaristan revizyonist politikaları, Arnavutluk ise İtalya baskısı nedeniyle antant dışı kalmıştır.

Key Concept

Balkan Antantı (19341934)

Hints

1
Antantın imzacılarını 'TAYYAR' (Türkiye, Atina/Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) şifresiyle hatırlayabilirsin.

Practice More

Balkan Antantı'na katılmayan devletlerin neden katılmadığını (revizyonizm ve dış baskı) tekrar etmek konuyu pekiştirecektir.
Estimated Time:45s
Question 272Question

1923 Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri için öngörülen "etabli" (yerleşik) statüsünün kapsamı, 1930 yılına kadar Türk ve Yunan diplomasisinin en sancılı konusunu oluşturmuştur. Türk tarafı yerleşikliği Türk yasalarına göre "ikametgah" (domicile) şartına bağlarken, Yunan tarafı bunu sadece "bulunma" (establishment) olarak yorumlamış; uyuşmazlık Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'na taşınmasına rağmen hukuki bir sonuç alınamamıştır.

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu uyuşmazlığın siyasi bir çözüme kavuşturulmasında esas alınan temel yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine ve yerleşme amaçlarına bakılmaksızın "yerleşik" kabul edilerek sorunun fiilen tasfiye edilmesi

Answer

İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine ve yerleşme amaçlarına bakılmaksızın "yerleşik" kabul edilerek sorunun fiilen tasfiye edilmesi
Doğru yanıt olan seçenek, 1930 Ankara (Ahali) Antlaşması'nın getirdiği en köklü değişikliği ifade eder. Taraflar, yerleşiklik (etabli) konusundaki hukuki tartışmaları (kimin ne zaman geldiği, niyetinin ne olduğu vb.) bir kenara bırakarak, İstanbul'daki Rumların ve Batı Trakya'daki Türklerin tamamını oldukları yerde yerleşik kabul etmişlerdir. Bu durum, teknik bir uyuşmazlığın siyasi bir uzlaşıyla (tasfiye yoluyla) sonuçlandırılmasıdır.

Step-by-Step Solution

1
Uyuşmazlığın kaynağını belirleme
Lozan'daki 'etabli' tanımının muğlaklığı (ikametgah vs. sadece bulunma)
Sorunun neden 7 yıl boyunca çözülemediğini anlamak için başlangıç noktasını tespit etmek gerekir.
2
Uluslararası girişimleri değerlendirme
Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'nın çözüm üretememesi
Hukuki yolların tükendiğini ve siyasi çözümün zorunlu hale geldiğini görmek için gereklidir.
3
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz etme
Geliş tarihlerine bakılmaksızın herkesin yerleşik (etabli) sayılması
1930 çözümünün 'siyasi bir tasfiye' olduğunu ve hukuki kıstasları (Mondros öncesi/sonrası gibi) ortadan kaldırdığını doğrular.

Key Concept

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ile Etabli sorununun siyasi çözümü

Hints

1
Türkiye ile Yunanistan arasındaki bu sorun 1930'da Atatürk ve Venizelos arasındaki dostluk havasıyla çözülmüştür.
2
Sorun hukuki yollarla (mahkeme kararlarıyla) değil, iki ülkenin karşılıklı taviz verdiği siyasi bir mutabakatla bitirilmiştir.
3
Çözümde 'Mondros öncesi ikamet' gibi kronolojik şartlar terk edilerek, o an mevcut olan nüfusun durumu olduğu gibi kabul edilmiştir.

Practice More

1930 çözümünden sonra başlayan Türk-Yunan dostluğunun 1934'te hangi bölgesel paktın kurulmasına zemin hazırladığını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 273Question

19361936 yılında Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetimine son vereceğini açıklamasıyla başlayan süreçte, Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen ve Hatay'ın (Sancak) geleceğini belirleyen "Sandler Raporu" doğrultusunda hazırlanan 19371937 Statüsü'ne göre bölgenin hukuki durumu aşağıdakilerden hangisi olarak belirlenmiştir?

Show answer & explanation

Answer: Suriye'ye bağlı ancak iç işlerinde tamamen bağımsız bir "ayrı varlık" (entité distincte) olarak kabul edilmesi

Answer

Sandler Raporu doğrultusunda Hatay, iç işlerinde bağımsız ancak dış işlerinde Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" (entité distincte) statüsü kazanmıştır.
Sandler Raporu, Hatay (Sancak) bölgesinin Suriye'nin toprak bütünlüğü içinde kalmasını ancak iç işlerinde tamamen bağımsız, kendine özgü bir anayasası olan "ayrı bir varlık" statüsünde olmasını karara bağlamıştır. Bu durum Türkiye'nin diplomatik başarısıdır.

Step-by-Step Solution

1
Fransa'nın Suriye politikasındaki değişikliği analiz etme
19361936 yılında Fransa'nın mandayı bitirme kararı almasıyla Hatay'ın Suriye'ye bırakılma tehlikesi doğmuştur.
Türkiye'nin Misak-ı Milli hassasiyeti nedeniyle konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımasını sağlar.
2
Sandler Raporu'nun içeriğini belirleme
Milletler Cemiyeti temsilcisi İsveçli Sandler tarafından hazırlanan rapor, bölgeye özel bir statü verilmesini önermiştir.
Bölgenin Türk karakterini korumak ve diplomatik bir çözüm bulmak amaçlanmıştır.
3
Hukuki statünün tanımını yapma
Hatay, iç işlerinde serbest fakat Suriye'nin toprak bütünlüğü içinde "ayrı bir varlık" olarak tanımlanmıştır.
Bu statü, Hatay'ın tam bağımsızlığına ve sonrasında anavatana katılmasına giden yolun ilk hukuki basamağıdır.

Key Concept

Sandler Raporu ve Hatay'ın Ayrı Varlık Statüsü

Hints

1
Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli temsilcinin adını hatırlayın.
2
Bölge için kullanılan teknik terim Fransızca "entité distincte" ifadesidir.
3
Bu statüde bölge iç işlerinde serbest bırakılmış, ancak Suriye'nin dış işlerine olan bağı sembolik olarak devam etmiştir.

Practice More

Hatay Cumhuriyeti'nin kurulması (19381938) ve meclis üyelerinin seçimi konusuna göz atabilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 274Question

Lozan Barış Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nden kalan dış borçlar, imparatorluktan ayrılan devletler arasında paylaştırılmış ve Türkiye'nin payına düşen borçlar 19281928 Paris Sözleşmesi ile bir ödeme takvimine bağlanmıştır. Ancak 19281928 Sözleşmesi'nde borçlara karşılık Türkiye'nin bazı gelir kaynakları (rehinler) güvence gösterilmiştir. 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın Türkiye'nin ödeme gücünü zayıflatması üzerine yapılan yeni görüşmeler sonucunda 19331933 yılında yeni bir borçlar sözleşmesi imzalanmıştır.

19331933 yılında imzalanan bu yeni sözleşme ile borçlarda indirim sağlanmasının yanı sıra sağlanan en kritik kazanım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Mali egemenliği kısıtlayan gelirler üzerindeki tüm rehin ve ipoteklerin kaldırılması

Answer

Mali egemenliği kısıtlayan gelirler üzerindeki tüm rehin ve ipoteklerin kaldırılması
Doğru yanıt olan seçenek, Türkiye'nin 1933 Paris Borçlar Sözleşmesi ile elde ettiği en büyük stratejik kazanımı ifade eder. 1928 sözleşmesinde Türkiye'nin bazı gümrük gelirleri ve vergileri borçlara karşılık rehin gösterilmişti. 1933 düzenlemesiyle bu ipotekler kaldırılarak, Türkiye'nin kendi bütçesi ve gelirleri üzerindeki tam denetimi sağlanmış, yani mali egemenliği pekiştirilmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Lozan ve 1928 sürecini analiz etme
Lozan'da borçlar paylaştırılmış, 1928'de ise ödeme planı yapılmış ancak Türkiye'nin bazı gelirleri teminat (rehin) olarak gösterilmiştir.
Başlangıçtaki koşulların tam bağımsızlık ilkesiyle çelişen yanlarını belirlemek için.
2
1929 krizinin etkisini değerlendirme
Ekonomik bunalım nedeniyle Türkiye ödemeleri durdurmuş ve Hoover Moratoryumu gibi uluslararası gelişmeleri dayanak göstererek indirim talep etmiştir.
1933 anlaşmasına giden süreci tetikleyen ekonomik nedeni anlamak için.
3
1933 Anlaşması'nın içeriğini inceleme
Anlaşma ile borçlar Altın Frank yerine Kağıt Frank/Türk Lirası üzerinden hesaplanmış ve gelirler üzerindeki ipotekler kaldırılmıştır.
Ekonomik kazanımın ötesindeki siyasi ve egemenlik boyutunu ortaya koymak için.

Key Concept

Tam Bağımsızlık ve Mali Egemenlik

Hints

1
Lozan Antlaşması'nın temel hedefi tam bağımsızlıktır. Ekonomik bağımsızlık da bunun bir parçasıdır.
2
Bir devletin kendi gelirlerini (vergilerini) başka bir devlete veya kuruma teminat olarak göstermesi egemenliğine gölge düşürür.
3
1933 düzenlemesiyle borçlar Kağıt Frank üzerinden hesaplanmış ve gelirlerin üzerindeki yabancı denetimi/rehni sona ermiştir.

Practice More

Borçların ödenmesinde kullanılan 'Kliring Sistemi'nin mantığını ve 1954 yılındaki son taksitin önemini araştırabilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 275Question

Lozan Barış Konferansı’nda çözüme kavuşturulamayan Musul Sorunu’nun görüşüldüğü süreçte, Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan rapor doğrultusunda belirlenen “Brüksel Hattı”nın sınır olarak kabul edildiği ve Türkiye’nin bölgedeki petrol gelirlerinden 25 yıl süreyle %10 pay almasını öngören antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 1926 Ankara Antlaşması

Answer

1926 Ankara Antlaşması
Doğru yanıt olan seçenek, 5 Haziran 1926'da imzalanan ve Musul ile Kerkük'ün Irak'a bırakılmasını, karşılığında Türkiye'nin petrol gelirlerinden pay almasını sağlayan hukuki belgeyi ifade eder. Brüksel Hattı, Milletler Cemiyeti'nin geçici olarak belirlediği sınırdır ve bu antlaşma ile kesinleşmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Sorudaki anahtar kavramları (Brüksel Hattı, %10 petrol payı, 25 yıl) analiz etme.
Bu kavramların tamamı Musul Sorunu'nun nihai çözüm belgesine işaret etmektedir.
Milletler Cemiyeti'nin müdahil olduğu ve ekonomik tazminat içeren tek sınır antlaşması budur.
2
Seçenekler arasında 1926 Ankara Antlaşması'nı belirleme.
1926 yılında İngiltere ile imzalanan antlaşma tespit edilir.
Aynı isimli 1921 antlaşması Fransa ile imzalanmış olup Hatay konusunu gündeme getirmişti, karışıklığı önlemek gerekir.

Key Concept

Musul Sorunu'nun Çözüm Süreci ve 1926 Ankara Antlaşması

Hints

1
Bu antlaşma İngiltere ile imzalanmıştır ve Misak-ı Milli'den verilen önemli bir tavizi içerir.
2
Milletler Cemiyeti'nin 'Brüksel Hattı' olarak belirlediği sınır bu antlaşma ile resmiyet kazanmıştır.
3
Antlaşmada Türkiye'nin ekonomik kayıplarını telafi etmek için petrol gelirlerinden %10 pay alma maddesi yer almıştır.

Practice More

Şeyh Sait İsyanı'nın bu antlaşmanın imzalanmasındaki (Musul'un kaybındaki) etkisini inceleyin.
Estimated Time:50s
Question 276Question

Lozan Barış Antlaşması sonrasında, Türkiye’de faaliyet gösteren yabancı okulların müfredatlarına Türkçe kültür derslerinin eklenmesi ve bu okulların Türk müfettişlerce denetlenmesi kararlaştırılmıştır. Fransa ve Papalık, bu düzenlemeleri diplomatik bir sorun haline getirerek Türkiye ile müzakere etmek istemiş; ancak Türk Hükümeti bu talepleri "egemenlik haklarına müdahale" sayarak görüşmeyi kesinlikle reddetmiştir.

Türkiye'nin bu tutumuyla uluslararası diplomasi literatüründe savunduğu temel tez aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Yabancı okullar sorununun bir 'iç mesele' sayılması ve uluslararası hukuk konusu yapılamayacağı

Answer

Türkiye'nin yabancı okullar meselesini bir 'iç mesele' olarak tanımlayıp dış müdahaleyi reddetmesi
Türkiye Cumhuriyeti, yabancı okulları Türk yasalarına ve Milli Eğitim Bakanlığına tabi kurumlar olarak kabul etmiştir. Fransa ve Papalık'ın görüşme taleplerini reddetmesi, bu konunun devletin kendi egemenlik alanına giren bir 'iç mesele' olduğu tezine dayanır. Bu duruş, Lozan'da kazanılan bağımsızlığın eğitim alanındaki diplomatik tescilidir.

Step-by-Step Solution

1
Sorunun taraflarını ve krizin kaynağını belirleme
Fransa ve Papalık müdahale etmek istemiş, Türkiye reddetmiştir.
Yabancı devletlerin kendi okulları üzerinden Türk eğitim sistemine müdahale girişimi tespit edilmelidir.
2
Türkiye'nin diplomatik argümanını analiz etme
Bu konu 'iç mesele' (domestic matter) olarak tanımlanmıştır.
Bağımsız bir devletin kendi sınırları içindeki kurumları denetlemesi egemenlik hakkıdır.
3
Hukuki dayanakla ilişkilendirme
19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve MEB yönetmelikleri.
Tüm okulların Türk yasalarına tabi olduğu ilkesi çözümün temelidir.

Key Concept

İç Mesele (Domestik Sorun) ve Milli Egemenlik

Hints

1
Türkiye'nin bu sorunda neden Fransa ile masaya oturmadığını düşünün.
2
Tam bağımsız bir devlet, kendi sınırları içindeki bir kurumu başka bir devletle tartışır mı?
3
Türkiye bu konuyu uluslararası bir uyuşmazlık değil, bir 'ev ödevi' veya 'iç düzenleme' olarak nitelendirmiştir.

Practice More

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun dış politikadaki bu krizle olan doğrudan bağını inceleyin.
Estimated Time:2m 0s
Question 277Question

Bölgesel barışı koruma çabaları kapsamında 1937 yılında Tahran'da imzalanan Sadabat Paktı, Türkiye'nin 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' ilkesinin Doğu dünyasındaki en somut adımlarından biridir. Bu paktın diplomatik karakteri, idari yapısı ve maddeleri analiz edildiğinde, aşağıdakilerden hangisi bu oluşumun bir özelliği veya sonucu olarak gösterilemez?

Show answer & explanation

Answer: Paktın, imzacı devletlerin Milletler Cemiyeti'ne karşı olan yükümlülüklerini askıya alarak bölgeyi cemiyet denetimi dışına çıkarması

Answer

Paktın Milletler Cemiyeti yükümlülüklerini askıya aldığı ifadesi yanlıştır.
Sadabat Paktı, küresel barışı temsil eden Milletler Cemiyeti ilkelerine sadık kalınarak oluşturulmuştur. Pakt metninde, tarafların cemiyete olan bağlılıklarının devam ettiği ve bu bölgesel iş birliğinin cemiyet statüsüyle tam uyum içinde olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle yükümlülüklerin askıya alınması veya cemiyet denetimi dışına çıkılması söz konusu değildir.

Step-by-Step Solution

1
Paktın uluslararası hukukla ilişkisini değerlendir.
Pakt, Milletler Cemiyeti Paktı'na (Cemiyet-i Akvam) aykırı hiçbir hüküm içermez ve cemiyetin bölgesel barış vizyonunu destekler niteliktedir.
Atatürk dönemi Türk dış politikası, uluslararası meşruiyet ve evrensel hukuk kurallarına dayalı bir 'denge politikası' izlemiştir.
2
Paktın 'iç güvenlik' boyutunu incele.
Pakt metni, sadece dış saldırılara değil, sınır bölgelerindeki istikrarsızlığa ve birbirine muhalif örgütlerin faaliyetlerine karşı da iş birliği öngörür.
Bölge ülkelerinin (Türkiye, İran, Irak) ortak sorunu olan ayrılıkçı hareketler ve aşiret ayaklanmaları paktın imzalanmasında etkili bir iç faktördür.
3
İdari ve zamansal yapıyı kontrol et.
Paktın 5 yıllık geçerlilik süresi ve kurumsal bir konsey yapısı olduğu doğrulanmıştır.
Diplomatik belgelerin hukuki geçerlilik süreleri ve yönetim organları paktın kurumsallık düzeyini gösterir.

Key Concept

Sadabat Paktı'nın Diplomatik Yapısı ve Hukuki Nitelikleri

Hints

1
Türkiye'nin bu dönemdeki dış politikası, uluslararası örgütlerle (Milletler Cemiyeti gibi) çatışmacı değil, bütünleşmiş bir yapı sergiler.
2
Pakt sadece bir sınır güvenliği anlaşması değil, aynı zamanda üyelerin birbirlerinin 'iç güvenliğine' saygı duyacağı bir mutabakattır.
3
İran ve Irak arasındaki sınır sorunu olan Şattülarap meselesinin çözümü, paktın imzalanabilmesi için gerekli olan temel ön koşuldur.

Practice More

Suriye'nin neden bu paktın dışında kaldığını Hatay sorunu ve Irak ile olan sınır ihtilafları üzerinden tekrar inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 278Question

19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nde, Boğazlar’ın yönetimi başkanlığını bir Türk’ün yapacağı uluslararası bir komisyona bırakılmış, güvenliği ise Milletler Cemiyeti’nin garantisi altına alınarak her iki yakası askersizleştirilmiştir. 19301930’lu yılların başında İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikaları ile “kolektif güvenlik” sisteminin zayıflaması üzerine Türkiye, Boğazlar rejiminin değiştirilmesini talep etmiştir.

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin hükümleri dikkate alındığında; Türkiye'nin "yakın bir savaş tehlikesi" hissetmesi durumunda Boğazlar üzerindeki takdir yetkisinin Lozan’daki "kolektif güvenlik" anlayışından vazgeçilerek "ulusal güvenliğin" ön plana çıkarıldığının en güçlü kanıtı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye’nin kendisini savaş tehlikesi altında görmesi halinde, Boğazlar’ı kapatma yetkisini herhangi bir dış onay aramaksızın tek taraflı kullanabilmesi

Answer

Türkiye’nin kendisini savaş tehlikesi altında görmesi halinde Boğazlar’ı kapatma yetkisini tek taraflı kullanabilmesi, ulusal güvenliğin ön plana alındığının en net kanıtıdır.
Sözleşmenin en stratejik maddesi olan 21. maddeye göre, Türkiye kendisini yakın bir savaş tehlikesi içinde görürse Boğazlar'ı kapatabilir. Lozan'da bu durum ancak Milletler Cemiyeti kararıyla mümkünken, Montrö ile bu yetki doğrudan Türk hükümetine geçmiştir. Bu değişim, güvenliğin uluslararası garantörlerden alınarak ulusal karara devredildiğini ispatlar.

Step-by-Step Solution

1
Lozan ve Montrö arasındaki güvenlik anlayışı farkını belirle.
Lozan'da güvenlik Milletler Cemiyeti garantisindeyken (kolektif güvenlik), Montrö'de Türkiye'nin kendi gücüne dayalıdır (ulusal güvenlik).
Soru, bu iki anlayış arasındaki geçişin en somut kanıtını aramaktadır.
2
Sözleşmenin 21. maddesini analiz et.
Montrö'nün 21. maddesi, Türkiye'nin 'yakın bir savaş tehlikesi' durumunda Boğazlar'ı yabancı savaş gemilerine kapatma yetkisini saklı tutar.
Bu yetki, hiçbir uluslararası kurulun onayına tabi olmadığı için tam egemenlik ve ulusal güvenlik anlamına gelir.
3
Diğer seçeneklerdeki egemenlik kazanımlarını karşılaştır.
Komisyonun kaldırılması (yönetimsel) ve askersizleştirmenin bitmesi (fiziksel) önemli olsa da, kriz anındaki 'karar verme yetkisi' en üst düzey güvenlik kazanımıdır.
Bir devletin savaş tehlikesi durumunda dışarıdan onay beklemeden karar alabilmesi bağımsızlığın zirvesidir.

Key Concept

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Tam Egemenlik

Hints

1
Lozan'da Boğazlar'ın güvenliği 'kolektif' bir şekilde (Milletler Cemiyeti) sağlanıyordu.
2
Montrö ile Türkiye, Boğazlar'ın güvenliği konusunda 'tek söz sahibi' haline gelmiştir.
3
Özellikle Türkiye'nin kendisini tehlikede hissettiği anlarda dışarıdan (Milletler Cemiyeti) onay alıp almadığına dikkat edin.

Practice More

Lozan ve Montrö sözleşmelerini 'Komisyon', 'Askeri Durum' ve 'Güvenlik Garantisi' başlıkları altında bir tablo yaparak karşılaştırmanızı öneririm.

Alternative Method

Lozan'da Boğazlar'ın askersiz olduğunu ve Türkiye'nin oraya asker sokamadığını, Montrö ile ise hem asker soktuğunu hem de istediği zaman kapatma yetkisi aldığını düşünerek karşılaştırma yapabilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 279Question

19301930’lu yıllarda İtalya’nın Habeşistan’ı işgali, Almanya’nın Ren bölgesini silahlandırması ve Japonya’nın Uzak Doğu’daki yayılmacı politikaları Avrupa’da mevcut statükoyu tehdit etmeye başlamıştır. Bu gelişmeler üzerine Türkiye, güvenliğini sağlamak amacıyla Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Boğazlar rejiminin yeniden düzenlenmesini talep etmiştir.

2020 Temmuz 19361936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi, Lozan Antlaşması’nda Türkiye’nin tam egemenliğini kısıtlayan en temel engelin ortadan kaldırıldığının doğrudan kanıtıdır?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi

Answer

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi
Doğru cevap olan ifade, Boğazlar üzerindeki uluslararası denetimin (komisyon) sona erdiğini ve yönetimin tamamen Türkiye'ye geçtiğini belirtir. Bu durum, bir devletin kendi toprakları üzerindeki karar alma yetkisini (egemenliğini) başka hiçbir güce devretmemesi anlamına gelen 'tam egemenlik' ilkesinin bir sonucudur.

Step-by-Step Solution

1
19301930’lu yılların başında Avrupa’daki revizyonist (yayılmacı) politikaların Boğazlar üzerindeki tehdidini değerlendirme.
Almanya ve İtalya'nın saldırgan politikalarının Türkiye'nin Boğazlar'ın statüsünü değiştirme talebine meşruiyet kazandırdığı görülür.
Sözleşmenin imzalanma gerekçesini anlamak için dış siyasi konjonktürün bilinmesi gerekir.
2
Lozan Antlaşması'ndaki egemenliği kısıtlayan maddeleri hatırlama.
Lozan'da Boğazlar'ın yönetiminin 'Uluslararası Komisyon'a bırakıldığı ve her iki yakasının askerden arındırıldığı belirlenir.
Değişimin boyutunu anlamak için önceki durumla karşılaştırma yapılması gerekir.
3
Montrö ile getirilen temel değişikliği tespit etme.
Komisyonun kaldırılması ve Türkiye'nin Boğazlar'da tam otorite sahibi olması, egemenliğin iadesi olarak yorumlanır.
Sorunun kökünde yatan 'tam egemenlik' kavramı komisyonun varlığıyla çelişir.

Key Concept

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Tam Egemenlik

Hints

1
Lozan Antlaşması'nda Boğazlar'ın yönetimi kime bırakılmıştı ve bu durum Türkiye'nin bağımsızlığına uygun muydu?

Practice More

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi arasındaki askeri ve siyasi farkları bir tablo üzerinde çalışarak pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 280Question

19231923 tarihli Lozan Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlar üzerinde bir Türk başkanlığında da olsa uluslararası bir komisyonun varlığını ve her iki yakada askerden arındırılmış bölgeleri öngörmekteydi. Ancak 19301930’lu yılların başında İtalya'nın Habeşistan'ı işgali, Almanya'nın Ren bölgesini silahlandırması ve Japonya'nın Milletler Cemiyeti'nden çekilmesi gibi gelişmeler, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırmıştır. Türkiye, bu değişen uluslararası konjonktürü gerekçe göstererek mevcut rejimin revize edilmesi için ilgili devletlere bir diplomatik nota göndermiştir.

Bu diplomatik girişimin sonucunda imzalanan **19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenlik haklarını tesis etmesini sağlayan hukuki ve idari** en temel değişikliği aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetki ve görevlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne devredilmesi

Answer

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak tüm yetki ve görevlerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne devredilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 2424. maddesi uyarınca, 19231923 Lozan Sözleşmesi ile kurulan ve Türkiye'nin tam bağımsızlığını zedeleyen 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun yetkileri tamamen Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilmiştir. Bu durum, Boğazlar rejiminin yönetimini uluslararası bir denetimden çıkararak doğrudan Türk devletinin idari otoritesi altına sokmuştur, bu da soruda istenen en temel hukuki ve idari egemenlik değişikliğidir.

Step-by-Step Solution

1
Lozan ve Montrö rejimleri arasındaki farkları analiz et
Lozan'da bir komisyon varken Montrö'de bu komisyon kaldırılmıştır.
Tam egemenlik, bir bölgede yabancı veya uluslararası bir otoritenin bulunmamasını gerektirir.
2
Hukuki ve idari egemenliğin neyi temsil ettiğini belirle
Yönetim (idari) ve kural koyma (hukuki) yetkilerinin tek bir devlette toplanmasıdır.
Komisyonun yetkilerinin Türkiye'ye devri, Boğazlar'ın yönetiminin tamamen Türk bürokrasisine geçmesini sağlar.
3
Çeldiricileri ele
Askeri güç (silahlandırma) ile idari yönetim (komisyon) ayrımı yapılır.
Silahlandırma fiziksel kontrol sağlarken, komisyonun kaldırılması siyasi-hukuki bağımsızlığı tesciller.

Key Concept

Tam Egemenlik ve Uluslararası Komisyonun Kaldırılması

Hints

1
Lozan'da egemenliği kısıtlayan en büyük engel 'idari' bir organdı.
2
Türkiye'nin Boğazlar'da kendi başına kural koyup yönetmesini engelleyen komisyonu hatırlayın.
3
Montrö ile asker çıkarma hakkı kazanıldı ama 'komisyonun' varlığına son verilmesi siyasi egemenliğin tescilidir.

Practice More

Montrö Sözleşmesi'nin Karadeniz'e kıyısı olan ve olmayan devletler arasındaki tonaj farklarını inceleyen bir tabloya göz atın.

Alternative Method

Soruya 'misak-ı milli' perspektifinden bakarak 'kısıtlanmış egemenlik' (komisyon) ile 'tam egemenlik' (komisyonsuz dönem) arasındaki farkı değerlendirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
PreviousPage 14 / 30Next
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Page 14 | Examkin